Tedbir ve tevekkül arasında denge nasıl olmalı?

151
0
Paylaş

Değerli kardeşimiz,

Dünyada her şey esbap dairesinde ve ilahi kanunlarla cereyan etmektedir. Bu kanunlar mümin-kafir herkes için geçerlidir. Biz bunlara uymak zorundayız. Külli iradeye bağlı olan bu kanunlara uymak zorundayız. Yoksa zarar görürüz.

Tevekkül ve teslimiyet bu kanun ve sebepler esas alınarak yapılmalıdır. Evet biz her şeyin Allah tarafından olduğuna, onun izin ve iradesi olmadan bir yaprak dahi yere düşmediğine inanıyoruz. Bununla birlikte Sünnetüllah diye bildiğimiz tabiat kanunlarına da uymamız gerekmektedir. Önce sünnetüllaha uyacağız sonra tevekkül ve teslimiyet sahibi olacağız.

Allah “kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (Bakara, 195) diyor. Buna rağmen fırtınalı bir günde Allah’a tevekkül edip denize açılmak tehlikeye atılmak demektir. Böyle bir tevekkül, yerinde olmayan bir tevekküldür.

Tevekkül, sebeplere teşebbüs ettikten ve gerekli bütün tedbirleri aldıktan sonra, Cenab-ı Hakk’ın verdiği neticeye razı olmaktır. Böyle bir insan huzurlu yaşar, maişet noktasında endişeye kapılarak ruhuna elem çektirmez, Peygamberimizin şu hadis-i şerifi ona büyük bir ümit kaynağı olur:

“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül ederseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırır.” (Tirmizi, Zühd, 33,  Müsned, 1/332)

Tevekkül, hiç bir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, Allah’ın dediği olur, diyerek kenara çekilmek değildir. (Hamdi Yazır, Hak Dini, VII, 5063, 5064)

Nitekim Hz. Peygamber (asm), devesini salıvererek Allah’a tevekkül ettiğini söyleyen bir bedeviye “Onu bağla da öyle tevekkül et” buyurmuştur.  (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyame, 60)

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin 🙂

Paylaş

Bir yorum yaz