Sahabelerin derecesine ulaşılır mı? İşlemiş olduğum günahlara tövbe etsem ve Allah yolunda gitsem, sahabeler gibi takvaca üstün olma durumu olabilir mi?

131
0
Paylaş

Değerli kardeşim,

Bir insan ne kadar takvaca üstün olursa olsun, sahabelerin derecesine ulaşamaz. Hatta en büyük veliler dahi sahabelerin faziletine ulaşamaz. Bunun belli sebepleri vardır:

1. Risalet sohbetinin tesiri yani, tebliği direkt Peygamber Efendimiz’den (asm) duymaları açısından sahabeler geçilemezler:

Fazilette Sahabelere Ulaşılamamanın Sebepleri:

Evet, Rasulullah (asm)’ın kendileri ile sohbet etmesi noktasından onlara yetişilemez. Çünkü Rasulullah’ın (asm) nübüvvet sohbeti, nebi olmayan hiç kimsede bulunmayan bir özellik taşır. Rasulullah’ın (asm) sohbeti bir iksirdir. Bir dakika o sohbeti dinleyen ve ona mazhar olan bir kimse, o iksirle değişir.(1) Sahabeleşir. Kömürken elmas olur. Senelerce seyrü sülûkla kazanılacak hakikat nurlarına mazhar olur. Nübüvvet Güneşinin nuru ile renklenir. Çünkü her sohbette renk vurucu bir özellik vardır. Rasulullah’ın (asm) talebeleri olan sahabelerine, manevi rütbe bakımından, velayeti ve peygamberliği ciheti ile, peygamberlerin en büyüğünün manevi boyası vurulmuştur. Bu cihetten o manevi boya, o tarzda ve o özellikte risalet asrından sonra vurulamaz. Daha sonra gelenler mümin ve Müslüman da olsalar o özellikte olamazlar. (2) O özellikle kazanılan fazilette onlara yetişemezler.

Ayrıca Rasulullah (asm)’ın sohbeti onların kalp aynalarında aksetmiş, O Güneş, perdesiz onlara, onların kalplerine, manevi latîfelerine sirayet etmiştir. Burada ilki yansıyan, ikincisi kendisinde yansıma tezahür eden iki taraf vardır. Yansıyanın özellikleri mazhar ve aynalarına geçmiştir. O Şems-i Risaletle onlar da bir nevi güneşleşmişler, peygamberlik güneşinin ışıklandırması ile aydınlanan yıldızlar, hakikat ışıkları haline gelmişlerdir. Bu mazhariyetle, ayinedarlıkla, ona yüzünü dönüp tabi olmakla ve nübüvvetin en büyük nuru ile, sahabeler en büyük mertebelere çıkmışlardır.

Rasulullah (asm)’ın vefatından sonra, Celaleddin Suyûti gibi bazıları, uyanık halde Rasulullah’ı (asm) görmüşler, onunla konuşmuşlardır. Fakat bu konuşmaları nübüvvet itibarıyla değil, velayet-i Ahmediye cihetiyledir. Rasulullah onlara velayeti ciheti ile temessül etmiş, görünmüştür. Çünkü Rasulullah’ın ölümü ile vahiy bitmiş nübüvvet sona ermiştir. Ölümünden sonra onu nübüvvetle görmek, sahabe olmak mümkün değildir.

Şu halde nübüvvetin derecesi velayetin derecesinden ne kadar yüksekse, bir nebi ile sohbet ile, bir veli ile sohbet arasında da o kadar fark vardır.

2. Risalet sohbetindeki meziyet ve fazilet:

Rasulullah’ın Ashabının En Hayırlı Oluşu

Zeydilerin büyük alimlerinden es-Sanani (H. 1059-1182) tarafından birkaç yönden şöyle anlatılır:

Birincisi, Rasulullah (asm)’ın hadis-i şeriflerde kendi asrının en hayırlı asır (karn) olduğunu ihbar etmesidir. Bu ve benzeri hadis-i şeriflerde kasdedilen kimselerin, Rasulullah asrında yaşayıp, özellikle onun etrafında bir Bunyan-ı Mersûs gibi, bir insanın uzuvları, bir fabrikanın çarkları şeklinde sistemleşen cemaati, ümmeti olduğu anlaşılır. Ondan sonra gelenler de ashaba uyan “Tabiin” dir. Bunları da diğerleri takib eder. (3)

İkincisi; cumhuru ulemâ, fert fert sahabelerin tafdili (üstün olduğu) görüşündedirler. Bazıları da sahabenin hep birden, diğer asırlardaki ümmet fertlerinden tafdili görüşündedirler. Bedire katılanlar ve Hudeybiye’de bulunanlar, kendilerinden sonrakilerden faziletlidirler. İkinci görüşe göre, sahabenin mecmuu (hepsi birden), kendilerinden sonra gelenlerin hepsinden efdaldir. (4)

Buradan anlaşılan şu ki, fıkhi bakış açısı yönünden, hadisciler, şerhciler ve müfessirler açısından İslam alimleri sahabenin faziletinde müttefiktirler.(5)

3. Nübüvvet muhitinin kendilerini yetiştirmesi açısından geçilemezler.

İnsanların yetişmesinde çevrenin pek büyük etkisi vardır. Rasulullah (asm)’ın dava arkadaşları olan sahabeler ekseriyetle en yüksek kemaldedirler. Çünkü o zaman büyük bir inkilap olmuş, İslam inkilabı ile hayır ve hakkın bütün güzelliği ortaya çıktığı(6) gibi, kötülüklerin ve batılın da bütün çirkinilği açıkca kendini göstermiştir. Bu da hayır ve hak tarafı ile, şer ve batıl tarafının iyice, belirgin şekilde birbirinden ayrılması ile mümkün olmuştur. Bir yanda Hak Peygamber, bir yanda ümmetin Firavunu Ebû Cehil ve Peygamberlik iddiasında bulunanlar; bir yanda olabildiğince şefkat ve merhamet, bir yanda kendi kızını hiç acımadan, gözünü kırpmadan gömebilme kasaveti(7) ve vahşiliği; bir yanda kemalatın en yüksek zirvesinde olan Peygamber (asm) ve Onun sahabeleri, diğer yanda her türlü rezalet içindeki küfür liderleri ve esfel-i safilindeki müşrikler.

İşte böyle bir durumda misilsiz bir ahlak yüceliğine sahip sahabeler, elbette sıdkın, hayrın, hakkın dellâlı ve davasının en güzel nümunesi olan Rasulullah (asm)’a koşmuşlar. Onun boyası ile boyanmışlardır. Çünkü böyle bir atmosferde yapılacak tek şey budur.

4. Asr-ı Saâdet; bol yağmurlu verimli toprak gibidir.

Rasulullah (asm) bir hadislerinde; fiziki çevrenin bazı özellikleri ile, bir temsil getirerek nübüvvet muhitini anlatır: Ebû Musa (ra)’tan: Rasulullah (asm) şöyle buyurdu:

“Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, toprağa yağan bol yağmur gibidir. Yağmur düşen yerlerden bir kısmı iyidir. Suyu kabul eder içine alır ve çayırlar ve bol otlar bitirir. Yağış alan topraklardan bir kısmı da çoraktır. Suyu tutar geçirmez. Böylece Allah o sularla insanlara fayda verir, o sulardan içerler, hayvanlarını sularlar, otlatırlar. Yağmur alan topraktan bir diğer kısmı vardır ki, orası ancak düz ve engin, suyu tutmayan ot bitirmeyen bir çöldür.”

“İşte bu anlattığım temsil Allah’ın dini hususunda ince anlayışı olan, Allah’ın benimle gönderdikleri kendisine fayda veren, onları öğrenen ve öğreten kimselerle, ilim ve hidayete başını kaldırıp bakmayan, benim kendisi ile gönderildiğim Allah’ın hüdâsını kabul etmeyen kimselerin temsilidir.”(8)

Dipnotlar:

1. bk. Tefsîru’l-Kurâni’l-Azîm, IV/305; Hayatu’s-Sahâbe III/141, 279, 281, 282 [Nitekim Rasulullah (asm) iyi kimseyi misk satana benzetmiş, kişinin dostunun dini üzerinde olduğunu belirtmiştir. Sahabeler onun dostu, nübüvvet miskinden koklan, onun sohbeti ile iksirlenen kimselerdir.] Ayrıca bk. Cevâhiru’l-Buhari s. 231; Şerhu’l-Akideti’t-Tahâviye II/691-692; Rasulullah ile sohbet imtiyazının, ilk sahabeleri bile diğerlerinden öne çıkardığı belirtilmektedir. Çünkü bu hususta ilkler ikincilerle müşterek değillerdir. Hiç Onun sohbetinde bulunmayanların durumu ise daha açıktır) sahabe olmak, sohbet, arkadaşlık dostluk, mulazemet, itaat gibi manalara gelir. el-Kâmûsu’l-Muhit, I/93; es-Savâiku’l-Muhrika s. 212; Şerhu’l-Makâsıd, V/319.

2. İbn-i Abbas (ra) onların-peygamberle birlikte bir saati sizden birinizin kırk yılından hayırlıdır der bk. Şerhu’l-Akideti’t-Tahâviye II/693.

3. Sübülüs-Selâm, IV/127.

4. A.g.e., s. IV/127; Ayrıca bk. el-Câmi’Li Ahkâmî’l-Kurân IV/170, Şerhu’l-Akideti’t-Tahâviye II/691 vd. İbnu Kuteybe, Abdullah b. Müslim, Te’vilu Muhtelifi’l-Hadîs, Beyrut, 1985, s. 107-108.

5. Kelamcılar, usulüddin alimleri de hilafetle ilgili konularda bu husustaki görüşlerini belirtmişlerdir.

6. Rasulullah ümmetin gittikçe bozulacağını, müşrik toplumlara benzeyeceğini ilk devirdeki kemalini kaybedeceğini belirtir. Bk. Sünenu İbn-i Mâce II/1304, 1305, 1310, 1319, 1320, 1333, 1340, 1343, 1348; Tefsîru’l-Kurâni’l-Azîm IV, 204; 230; Riyâzu’s-Salihîn s. 271-282, 369; Râmûzu’l-Ehâdîs no: 1366, 6308; Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviye II/691 vd; Bahru’l-Muhît, III/301; Mustafa Muhammed Umare Cevahiru’l-Buhârî, terc. Alioğlu, Hasan, İstanbul, ty. s. 231, 405; Şerhu Fıkhı’l-Ekber, s. 206.

7. Nahl, 58-59, Çağatay, Neset, İslam Döneminedek Arap Tarihi… s. 86, 106, 122. Tekvir, 8-9. Mahmud Esad, Tarih-i Din-i İslâm, İstanbul, 1983 s. 138; Berki Ali Himmet Keskioğlu Osman, Hz. Muhammed ve Hayatı, Ankara, 1993,…. s. 169. Heyet, Doğustan Günümüze I-XIV, İstanbul, 1989, I, 182.

8. Riyâzu’s-Sâlihîn, s. 149, no: 162; Mecma‘ut-Tefâsîr (Lübâbu’t-Te’vîl). III/483.

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Paylaş

Bir yorum yaz