Kuran “akletmez misiniz” “düşünmez misiniz” diye aklıma hitap ediyorken, Kuran’ı herkesin aklı ile anlaması gerekmez mi ?

Paylaş

Değerli kardeşim,

Bizlerin Kur`ani Kerimi anlayamayacağımız iddiasini bizzat Kur’an-ı Kerim reddetmektedir: “Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?” (K. Muhammed (47) 24)

Allah Resûlünün elçileri gittikleri yerlerde muhatap oldukları her türlü insana İslam’ı Kur’an ile anlattılar. Mesela Habeşistan’a hicret eden Cafer b. Ebi Talib, oradakilerin “İslam Nedir?” sorusunu Meryem Suresi’nin ilk ayetlerini okuyarak cevapladı. Müslüman olacaklar ilk önce hep Kur’an’la tanıştırıldı. Ebu Zer, Kur’an’ı dinleyerek Müslüman oldu, Tufeyl ed-Devsî, Kur’anla tanışarak doğruyu buldu, Ömer’in kini ve buğzları Kur’an’la eridi… Hatta anlayışsız, hoyrat ve ilkel insanlar olan bedevîler (arabîler) dahi Kur’anla muhatap kılınıyorlardı. Oysa Kur’an-ı Kerim’de onlar için şöyle buyuruluyordu: “Bedevîler (çöl arapları) küfür ve münafıklıkta daha katı, Allah’ın Resûlüne indirdiklerinin sınırını tanımamaya daha müsaittirler….” (K. Tevbe (9) 97) Allah`ın böyle vasıflandırdığı insanlar Kur’an-ı Kerim’den anlayabiliyor ve onunla yumuşuyorlarsa, diğer bütün insanlar evveliyetle anlar ve etkilenebilirler.

Esas hedefi marifetullah olan Kur`anın her cinse, her guruba uygun bir ders vermesi lâzımdır. Oysa ders birdir. Öyle ise aynı derste tabakaların bulunması gerekir. Derecelere göre her biri Kur`anın perdelerinden bir perdeden ders payını alır.

Mesela: İhlâs Sûresi’ni düşünelim. Pek çok tabaka olan âvamın bundan anlayabileceği şey, Cenâb-ı Hakk’ın; baba, oğul, akran ve zevceden münezzeh olduğudur. Daha orta bir seviye bundan, İsa (a.s)’ ın, meleklerin ve doğan varlıkların ilâh olamayacaklarını da anlar… Daha ileri bir seviye ise bundan Allah’ın varlıklara karşı doğma ve doğurmayı akla getirecek bütün ilişkilerden beri bulunduğunu, ortak ve yardımcıdan uzak olduğunu çıkarır… Daha yüksek bir seviye bu süreden Cenâb-ı Hakk’ın, ezelî, ebedî, evvel ve âhir olduğunu, hiç bir yönden ne zatının, ne sıfatlarının, ne de fiillerinin benzeri, dengi, misli, misali olmadığını anlar…( (Bedüizzaman, Sözler (Sözler Y. l987) 383 (Özetleyerek))) İnsanların ilim de ve marifetullah da dereceleri yükseldikçe Kur’an’dan anladıkları mânâlar da artar.

Bunu şöyle bir misâlle de açıklayabiliriz: Deniz suyu almak isteyen insanlar düşünelim. Bunlardan denize kadar ulaşabilen her biri beraberindeki kabın hacmi kadar su alabilecektir. Fincanı olan fincan kadar, kazanı olan kazan kadar, tankeri olan da tanker kadar su alacaktır ve bütün bu suları aynı özelliği taşıyacaktır. Fark sadece miktârlarındadır. Ama kimse, kabı küçük olana, senin aldığın su deniz suyu değildir diyemez.

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin 🙂

Paylaş

Bir yorum yaz