Kibir ve enaniyetten nasıl kurtulurum?

Paylaş

Değerli kardeşimiz,

Bu duyguların da imtihan vesilesi olarak verildiği doğrudur. Ancak, bunların engellenmesi karşı gücün varlığıyla mümkündür. Fizik kanunlarında direngen güçlere karşı, indirgen güçlerin varlığı gibi, kötü huylara karşı iyi huyların harekete geçirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Bilindiği gibi, bir hastalığa teşhis koymak tedavinin yarısı kabul edilir. Eğer bir insan kendisinde bulunan bir kibrin bulunduğunu idrak edebiliyorsa, hastalığın teşhisi doğru konulmuş ve iyileşme yolunda yolun yarısına varılmış demektir. Boynunda bir akrebin olduğunu fark eden bir kimsenin, en büyük maksadı bu zehirli varlıktan kurtulmaktır. Boynumuzu değil, kalbimizi ısıran kibir akrebini gördükten sonra, elbette bütün gayretimizi bu yolda harcamak durumunda olduğumuz bir gerçektir.

– KİBİR de iki manaya gelir:

Birincisi: İnkârı ve inançsızlığı barındıran kibir… Bir ism-i celili Hak olan Allah’tan, hak olarak gelen vahiyle tespit edilen hak ve hakikati kabul etmeyi gururuna yedirmemektir. Başta iman esasları olarak İslam dinini kabul etmemek, namaz kılmaya, secde ile başını yere koymaya tenezzül etmemek…

Şekli ne olursa olsun, işine gelmeyen hakkı kabul etmekten imtina etmektir. İnsan gibi âciz, zavallı bir mahlukun Evrenin Yaratıcısı’na karşı baş kaldırması, isyan etmesi ne derece ahmakçasına bir davranış olduğu malumdur. Şairin dediği gibi,

“Kibriya ve azamet Hakka yarar.
Kul olanda bu sıfatlar ne arar?”

İkincisi: Zulmü netice veren kibir. Herhangi bir hakkı, hakikati, gerçeği kabul etmemek ya başkasına karşı bir haksızlıktır yahut da kişinin kendi nefsine karşı bir zulümdür.

a. Başkasına kuş bakışı bakan kimse, kendisi ile o hor gördüğü kimse arasında şu iki önemli noktada hiçbir fark olmadığını görmekle kibir ve gurur hastalığından kurtulabilir:

Birinci nokta şudur ki; hiçbir insan, rububiyet makamına çıkamaz, başkası tarafından mabut gibi kabul edilmesi gereken bir ilahlık makamına sahip olamaz ve başkasına rab olamaz.

İkinci nokta şudur ki; hiç kimse kendisini kulluk dairesinden, Allah tarafından yaratılmış bir kul olma özelliğinden kendini kurtaramaz. Buna göre, ister şah, ister geda olsun, herkes aynı şekilde yaratılmış bir kuldur, herkes aynı seviyede Allah’a muhtaçtır, herkes aynı şekilde Allah’a kul olmak durumundadır. Fiziki olarak insanların organları birbirine benzediği gibi, manevî olarak da hepsi Allah’a karşı aynı ihtiyaç içindedir; hiç kimse kendisini ölümden kurtaramaz. Öldükten sonra kendisini diriltemez ve ha keza…

b. Kibir, insanı kendi kapasitesinin üzerinde bir konuma yakıştırmak olduğu için, daima sahibini yapmacık tutum ve davranışlara sürükler. Yapmacık davranışlar ise, insandan samimiyeti, ciddiyeti gideren, riyakârlık, gösteriş şovmenliğine düşüren pek komik bir özelliktir. 

c. Tevazu, büyüklüğün kriteri olduğu gibi, kibir de küçüklüğün ölçüsüdür. Şunu asla unutmayalım ki, “kibir” vasfıyla kendimizi ne kadar pahalıya satarsak, aklı başında insanların nazarında o kadar değersiz oluruz. Hadis-i şerifte

“Tevazu göstereni Allah yükseltir, kibir göstereni ise alçaltır.”(Mecmau’z-zevaid, 8/82-83)

diye ifade edilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, Allah tevazu gösteren kullarını sever, onların bu alçak gönüllü olmalarından dolayı da onları insanların nazarında vakarlı, ağırbaşlı bir insan hâline getirir. Buna  mukabil sevmediği kibirli insanı ise, insanların gözünde haddini bilmez, yapmacık tavırlı, küçük bir insan olarak gösterir.

Her şahısta ve her vaziyette enâniyet olabilir. Gençlikte, sanatta, ilimde, ibâdette, fizikte, mülkte, makamda, servette ve sâire gibi her yerde ve her şeyde enaniyet mümkündür. Enaniyetin veriliş sebebi ise; Allah’ı tanımak ve bilmekte bir mikyas ve ölçü aleti olmasındandır. Enaniyet, bu hikmete binâen verildiğinden, tamamen yok edilmesi mümkün olmadığı gibi, doğru da değildir. Ancak veriliş hikmetine göre, kanalize edilir ve yönlendirilebilir.

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca şu videoya göz atabilirsiniz 🙂

Paylaş

Bir yorum yaz