İnsanın iyi ve kötü özellikleri nelerdir?

31
0
Paylaş

Değerli kardeşimiz,

Bazı ayetlerde isanların her iki özelliğine işaret eldiği gibi, bazı ayetlerde ise yalnız bir vasfına işaret edilmiştir. Mesela:

“Ona (insanın nefsine, öz benliğine) kötülük ve iyiliği idrak kabiliyetini ilham edene yemin olsun ki, nefsini (kötülüklerden) temizleyen gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onu kirletip (kötülüklere) gömen de hüsrana uğramıştır.” (Şems, 91/8-10)

mealindeki ayetlerde, insanın yapısında var olan hem iyi hem kötü özelliklerine işaret edilmiştir.

 “Biz, o emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Onu, insan yüklendi. Şüphesiz ki insan, çok zalim, çok cahildir.”(Ahzab, 33/72)

mealindeki ayette insanın kötü iki özelliğine işaret edilmiştir.

 “İnsan hayrı/iyiliği istediği gibi, (bazen) şerri / kötülüğü de ister. İnsan çok acelecidir!” (İsra,17/11)

mealindeki ayette insanın yapısal kötü bir özelliği olan aceleciliğine işaret edilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de altmış beş yerde insan, on sekiz yerde ins, bir yerde de insî geçmektedir. Ayrıca bir âyette enâsî, iki yüz otuz yerde nâs şeklinde çoğul olarak yer almaktadır.

Kur’an’da insan bütün yönleriyle ele alınmış, konuyla ilgili âyetler onun yaratılışı, mahiyeti ve gayesini bir bütünlük içinde temellendirmiştir.

İnsana iyilik ve kötülüğü kavrayıp bunlardan birini seçme yeteneği verilmiştir; bu sebeple insan kendini sorumlu kılmaya yetecek bir özgürlüğe sahiptir. Olayları gözlemlemesi ve değerlendirmesi için ona göz, kulak ve kalp (akıl) verilmiş, kendisine doğru yol gösterilmiş, böylece değerlerin bilincine varmasını ve onlardan ahlâk kanununun buyurduklarını, aynı zamanda son tahlilde kendisinin de iyiliğine olanları seçmesini sağlayacak şekilde donatılmıştır.

İnsanın böyle bir görevle yükümlü olması, bu önemli emaneti yüklenmiş bulunması, onun yeryüzündeki varlığının temel anlamlarından birini ifade eder. Bu görevi yerine getirme sürecinde aşması gereken en önemli engel yine insanın kendisidir. Çünkü onun imtihan varlığı olmasının bir gereği olarak nankörlük, geçici hazlara düşkünlük, cimrilik, umutsuzluk, unutkanlık, böbürlenme, acelecilik, gerçeğe karşı direnme, inkârcılık gibi zaafları bulunmakta olup, ahlâkî gelişim sürecinde bu zaaflarını yenmeyi öğrenmelidir. Özünde en güzel şekilde yaratılan insan, bunu başaramadığı zaman aşağıların aşağısına düşmeye mahkûmdur. Unutulmaması gereken bir husus da, dünya hayatının geçici olduğu ve ölümün kaçınılmazlığı karşısında insan için en akıllıca işin bu yeryüzü sınavını başarıyla geçme çabası içinde bulunması gerektiğidir. (bk. Âl-i İmrân, 3/14; Hûd, 11/9-11; Yûsuf, 12/53; Nahl, 16/4; İsrâ, 17/83,100; Enbiyâ, 21/34-35, 37; Mü’minûn, 23/78; Mülk, 67/23; Kıyâme, 75/20-21; Şems, 91/7-10; Leyl, 92/4; Tîn, 95/4-6; Âdiyât, 100/6-8)

Hadislerde de insana dair çeşitli açıklamalar mevcuttur.

Her şeyden önce Hz. Âdem’in beşer türünün müşterek atası olduğu vurgulanmış (Buhârî, “Tevĥîd”, 38), çok sayıda âyette geçtiği gibi hadislerde de “ins” kelimesiyle ifade edilen beşer türü “cin” denilen gizli türle birlikte zikredilmiştir. (Muvatta, Eşribe, 15; Ebû Dâvûd, Salât, 102)

Her insanın fıtrat üzere doğduğunu ifade eden hadis (Müslim, Ķader, 25), bu türün Allah karşısındaki konumunu belirleyen kendine has yaratılışına işaret etmektedir. İnsanın aceleci ve tartışmaya eğilimli olduğuna ve aç gözlülüğüne atıfta bulunan hadisler (Buhârî, Tevĥîd, 31, 36; Müslim, Îmân, 326, Cihâd, 81) aynı hususu ifade eden âyetlerle tam bir uyum içindedir.

İnsanın ancak zaaflarını aşmaya yönelik amelleriyle mübarek kılınacağını vurgulayan hadisin (Muvatta, Vesâyâ, 7) belirttiği yükselişinin sınırı, bizzat Hz. Peygamber (asm)’in dahi bir beşer olduğunu vurgulayan hadislerle (Buhârî, Hiyel, 10, Salât, 31, Ahkâm, 20) birlikte düşünülmelidir.

Diğer canlılar arasında insanın yerine gelince;Allah’ın âdemoğlunu şerefli kıldığını belirten, ifade (İsrâ, 17/70), insanın çeşitli güç ve yeteneklerle donatılıp diğer varlıkların onun hizmetine verilmesiyle şerefli kılındığı anlamına gelmektedir. İnsanın hem aklı hem tutkularının olması, melekler ve hayvanların da bulunduğu varlık mertebelerinde ona mümtaz bir yer sağlamaktadır. Bu özelliğiyle insan, bir yandan en güzel yaratılmış olmakla övülürken, öte yandan ahlâkî ve mânevî düşüş tehlikesiyle de karşı karşıya bulunmaktadır.

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Paylaş

Bir yorum yaz