İlim nasıl elde edilir? Okuduklarımızı nasıl aklımızda tutabiliriz?

Paylaş

Değerli kardeşimiz,

Hangi ilimler öğrenilmeli ve ilim öğrenirken nelere dikkat etmek gerekir?

İman esaslarını, İslamiyet’in temel kaidelerini ve Müslümanın dinini ve dünyasını ilgilendiren konuları öğrenmesi gerekir.

İlim denilince akla gelen ilk şey Allah’a ve iman esaslarına dair olan ilimlerdir. Bu nedenle İmamı Azam iman esaslarını anlattığı kitabına “En büyük fıkıh” demiştir.

Bir Müslümanın iyi bir niyetle yaptığı çalışmalar da ibadet hükmüne geçer. Nasılki bir maya, süte girince tamamını yoğurda çevirir. İman ve ibadet mayasını, çalıştığı ve okuduğu işin içine atan birisi de, o işini ve çalışmasını ibadete çevirebilir. Bundan dolayı iyi niyet, iman ve ibadetle geçirilmiş bir ömürdeki bütün çalışmalar ibadet olarak sayılabilir.

“Her çekirdek bir ağaçtır.” sözü doğrudur. Ancak her çekirdek bir ağacın proğramını taşıdığı halde şartlarına uyarak ekilmezse ağaç olamaz. Bunun gibi her ilimde insanı Allaha götüren ve günahlarının silinmesine sebep olan bir sır vardır. Ancak çekirdek gibi olan bu sırrın açılması içn de bazı şartlar lazımdır. İman, ibadet, niyet ve haramlardan sakınma gibi şartları yerine getiren onu ağaç gibi açacaktır. Geçmiş günahlarının silinmesine vesile olacaktır. Yoksa çekirdek olarak kalacak ve neticeye ulaşamayacaktır. Hatta hayatını yanlış yerde harcadığı için aynı zamanda sorumlu da olacaktır.

Bir avizeye değer veren onun elektiriğidir. Elektiriği olmayan altın bir avize sizi karanlıktan kurtaramaz. Bunun gibi çalışmalarımız ve insanlığa olan faydalarımız bir avizedir. Onu aydınlatan ve nurlandıran ise iman ve ibadettir. Bu nedenle imanı olmayan insanların çlışması ibadet değildir. Faydasını sadece dünyada görürler.

İlim öğrenmek farzdır. Kur’ân bir çok âyetinde bize ilmi, öğrenmeyi (1), okumayı, düşünmeyi, akıl erdirmeyi, tefekkür etmeyi, öğrendiklerimizi yaşamayı (2), öğrendiklerimizi öğretmeyi (3) teşvik eder, tavsiye eder, emreder.

Hiç şüphesiz ilmin başı Allah’ı bilmektir. Peygamber Efendimiz’e (asm) soruldu ki:

“Yâ Resulallah! En efdal amel hangisidir?” Resul-i Ekrem (asm):

“Allah’ı bilmektir!” buyurdu. Denildi ki:

“Hangi bilgiyi kast ediyorsunuz?” Peygamber Efendimiz (asm):

“Allah’ı noksan sıfatlardan münezzeh, kemâl sıfatlarla muttasıf olarak bilmeyi kast ediyorum!” buyurdu. Bu defa soruldu ki:

“Biz amelden soruyoruz; siz ilimden cevap veriyorsunuz!” Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm):

“Allah’ı bilerek yapılan az amel fayda verir. Fakat Allah bilinmeden yapılan çok amel fayda sağlamaz.” buyurdu. (4)

“Allah’a îmânı” ön plâna alan ilim meclislerinde bulunmanın hiç şüphesiz âdâp ve erkânı, usûl ve esâsları vardır. Bunlara riâyet edildiği ölçüde, istifâde ve tefeyyüz hissesi ziyâdeleşir. Bunların başında; karşılıklı sevgi, saygı, şefkat, nezâket, ilgi, güler yüz, tevâzû, ihlâs ve uhuvvet gelir. Bunlara riâyet şarttır. Hattâ bunlardan birinin veya bir kısmının eksikliği, istifâdenin eksikliği ile eş değerdir.

Meselâ, meclis içinde ulu orta yapılan bir tenkit, hem sahibinin, hem muhatabının, hem de bütün fertlerin moral değerlerine zarar verir, ıztırap verir, rahatsız eder, ta’cîz eder, feyzi kaçırır, zevki kaçırır, huzuru bozar; sevgiyi, saygıyı, şefkati ve nezâketi alt üst eder.

Bedîüzzaman Hazretlerinin beyan ettiği dört ihlâs düsturu ehem ve elzemdir. Bu düsturlar hem dâire içi ihlâs ve uhuvvetin muhafazası, hem hizmette muvaffâkiyet ve verimliliğin artması, hem Allah’ın rızâsını tahsil, hem de îmân ilminden alabileceğimiz feyiz ve bereketi almamız için birer altın prensip hüviyetindedir. Bu düsturları kısaca hatırlamamız gerekirse:

1. Amelimizde tek hedefimiz Allah’ın rızâsını kazanmak olmalıdır. Eğer O râzı ise, bütün dünya küsse de ehemmiyet verilmemelidir. Ateşe atılmak üzereyken, kendisine yardım etmek için gelen meleğe Hazret-i İbrâhim’in (asm), “Eğer Rabb’im râzı ise, bu bana yeter! Bana Allah yeter! O benim Vekîl’imdir!” beyanındaki ihlâs, sadâkat ve bağlılığı hatırlamamız sanırım bu makamda kifâyet eder.

2. Kur’ân hizmeti esnasında, bu hizmeti yürüten kardeşlerimizi tenkit etmemek, onların üstünde fazîletimizi “satarcasına” gıpta damarını tahrik etmemek ihlâs için önemli bir düsturdur. Bunu sağlamak için; îmân ilmini öğrenmek üzere gelen herkese kucağımızı ve gönlümüzü açmak, tevâzû noktasında âdetâ bir “toprak” kesilmek, Kur’ân’ın; Ashâb-ı Kirâmın (ra) ve Müslümanların sıfatı olarak saydığı ve övdüğü, “kendi aralarında merhametli.” (5) veya, “Mü’minlere karşı alçak gönüllü” (6) olma vasfını tam yaşamak veya yaşama gayreti içinde olmak lâzımdır.

3. Bütün kuvvetimizi ihlâsta ve hakta bilmeliyiz.

4. Kardeşlerimizin meziyetlerini ve fazîletlerini kendimizde bilmeli ve onların şerefleriyle şükrederek iftihâr etmeliyiz.(7)

Bu düsturların dışında şekil ve biçim ile ilgili de bir takım düsturlar sıralanabilir hiç şüphesiz. Ama şekil ve biçim genellikle örfe, görgüye, âdetlere, geleneklere ve mahallî değerlere bırakılmıştır. Meselâ ayak ayak üstüne atmak bizim toplumumuzda ilim meclisinde veya bir büyüğün yanında tasvip gören ve görgü ile izah edilebilen bir davranış değildir. Fakat bunun için gönül kırılmamalı, o âdâbın kazanılması zamana bırakılmalıdır.

Unutkanlığın pek çok nedeni olabilir. Bazılarını kısaca söyleyelim:

1. Harama bakmak.

2. Haramla beslenmek.

3. Zihni çok yoracak olan gereksiz şeylerle doldurmak. Televizyon, bilgisayar gibi.

4. Fazla cinsel ilşkiye girmek. Özellikle kendi kendine tatmin olmak.

5. Zihnin sürekli çalışmasını engelleyecek kadar boş durmaktan sakınması gerekir.

Ayrıca:

1. Sürekli tekrar etmesi,

2. Elde ettiği ilmi hayata geçirmesi ve onu yaşaması,

3. Uygun ortamlarda anlatması,

4. Faydasız ilimden de sakınmak gerekir.

Dipnotlar:

(1) Zümer Sûresi, 39/9;
(2) Fâtır Sûresi, 35/28;
(3) Bakara Sûresi, 2/283
4) Gazâlî, İhyâ, 1/23;.
(5) Fetih Sûresi, 48/29;
(6) Mâide Sûresi, 5/54;
(7) Lem’alar, s. 166

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Paylaş

Bir yorum yaz