Hz. Ömer’in, Oğlu Abdullah’dan Eşini Boşamasını İstediği Şeklinde Bir Rivayet Vardır. Anne Babası İstemiyor diye, Bir Kimse Eşini Boşamak Zorunda mıdır?

45
0
Paylaş
Hz. Ömer'in

Hz.Ömer’in (ra) hakkındaki rivayet şöyledir: Abdullah b. Ömer (r.anhüma):

“Nikâhımın altında bir kadın vardı. Kendisini seviyordum. (Babam) Ömer ise ondan hoşlanmıyordu. Bana: ‘Onu boşa!’ dedi. Ben kabul etmedim. Bunun üzerine Ömer, Peygamber’e (asm) varıp bunu kendisine anlattı. Peygamber de (asm) (bana): ‘Onu boşa.’, diye emretti.” (Ebu Davud, Talak 10; Tirmizî Talak 36; İbn Mâce, Talak 36; Ahmed b. Hanbel, IV, 33, 211).

Bu rivayet, Kütüb-ü Site’nin dört sünen kitabında yer almış ve Tirmizî, bu rivayetin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir (bk. Zeynu’l-Irakî, Tahricu ahadisi’l-İhya-onunla  birlikte-, 2/57).

Bu hadis rivayeti, bir babanın konumunu belirlemek açısından önemlidir. Bir babanın aile içerisindeki hoşnutluğu veya hoşnutsuzluğu büyük önem taşımaktadır.

Bu rivayet için göz önünde bulundurulması gereken önemli bir nokta şu olsa gerektir: adalet timsali olarak şöhret bulmuş, ilham ve ferasete mazhar olduğu hadislerle sabit olmuş, bazı ayetlerin kendi arzusu doğrultusunda indirildiği ile tanınmış olan Hz.Ömer’in (ra) garaz damarından uzak bu arzusu, Hz. Peygamber (asm) tarafından yerinde bulunmuştur.

Hadiste belirtilmemekle beraber, Hz. Ömer’in bu boşamaya dayanak teşkil eden gerekçeyi de Efendimiz (asm)’e anlatmış olması ve bu gerekçenin haklı görülmesi kuvvetle muhtemeldir.

Günümüzde de Hz.Ömer’in (ra) bu özelliklerini taşıyan bir babanın arzuları göz önünde bulundurulabilir; ancak, ahlakî çöküşün yaşandığı günümüzde baba da olsa, bir garaz damarı taşıması veya yanlış bir telkinin altında kalması kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla, günümüzde genel olarak bir babanın böyle bir arzusu derhal uygulamaya koyulacak bir duruluktan uzak olduğu kanaatindeyiz; çünkü, haksız olduğu takdirde baba da olsa bu konuda sözü yerine getirilmez.

Hadiste ifade edildiği üzere, Allah nezdinde helal şeyler arasında en hoş olmayan şey boş yere bir kadının boşanmasıdır. Haksız yere boşamak aynı zamanda karşı tarafa bir zulüm anlamına da gelir, nikah akdiyle oluşmuş bir anlaşmayı da tek taraflı ihlal etmek anlamına gelir. Bütün bunlar, haksız yere kadının boşanmasının Allah tarafından hoş karşılanmayan bir şey olduğunu göstermektedir. Bu sebeple denilebilir ki, “Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan konularda kula itaat edilmez.” prensibi, haksız yere oğlundan eşini boşanmasını isteyen bir baba için de geçerlidir.

İbn Atiyye, baba ve anneye itaat için şu genel hükmü ve prensibi söylemiştir: Mubah işleri yapmak veya yapmamak hususunda baba ve annenin emrine uymak vacibdir. Mendup ve farz-ı kifayelerde onlara itaat müstehaptır. Çocuk iki vâcib arasında kaldığı zaman yine baba ve annesinin arzusu olan yönü tercih edecektir. Meselâ, anne hastadır. Oğlunun onun yanında durup bakımı ile meşgul olmasını ister. Adam orada durursa cemaatle namaz kılmayı kaçıracak veya namazı vaktinin son zamanına tehir edecek, anasının arzusuna uymasa cemaate yetişecek veya namazını ilk vaktinde eda edecektir. Bu durumda annenin yanında kalmayı tercih etmek gerekir. Fakat annenin emrini ve arzusunu yerine getirmek bir farzın terkine sebebiyet verirse, ona itaat yoktur. Mesela, annesinin bakımı ile meşgul olduğu takdirde farz namazı kazaya bırakmak mecburiyeti doğacaksa, bu durumda önce farz namazı kılacak ve bunu tercih edecektir.

Baba veya Annenin İsteği Üzerine Evlat Karısını Boşamaya Mecbur mudur?

Bu konudaki hadisler, evladın kayıtsız ve şartsız bu emre uymak mecburiyetinde olduğuna delalet etmezler. Şöyle ki;

İbn Ömer (ra) sevdiği karısını babasının emri üzerine Resul-i Ekrem (asm)’in emri ile boşamış ise de bu olaydan umumî bir hüküm çıkarılamaz. Çünkü Ömer (ra) gibi bir baba kendi gelininden hoşlanmamış ve oğlunun onu boşamasını istemiş ise, muhakkak bu istek Allah yolunda bir istektir. Dünya ile ilgili bir istek değildir. Hz.Ömer’in (ra) hoşlanmaması üzerine oğlu Abdullah’ın karısını boşaması için, Peygamber (asm)’in emir vermesi hükmü, Hz. Ömer ve onun gibi zatlara mahsus bir hükümdür. Çünkü Hz.Ömer’in (ra) hoşlanmaması muhakkak Allah içindir ve din açısından hoşlanmamayı gerektiren bir nedene dayanır. Bunun içindir ki, Peygamber (asm) Abdullah’a kadını boşamayı emretmiştir. Böyle bir özel durum olmadıktan sonra, kadını boşama hususunda erkek kimseye itaat etmekle mükellef değildir. Ancak boşamayı gerektiren meşru bir sebeb varsa, bu ayrı bir meseledir. Bilindiği gibi

“Allah nezdinde helalin en sevimsiz olanı boşamadır.” (Ebû Davûd, Talâk, 3) mealinde sahih hadis vardır.

İbn Hacer Heytemi de ez-Zevâcir kitabının “Baba ve Anneye İtaat.” bölümünde, özetle şöyle der:

“Baba ve anneye ukuk diye ifade edilen asilik ve itaatsizlik, onlara örf ve adette basit sayılmayacak derecede eziyet etmek ve incitmektir. Eziyet ve incitme konusunda muteber olan şey, baba ve annenin durumudur. Yani baba ve anne bir şeyden inciniyorsa, evlâd bundan sakınmalıdır. Fakat baba ve annenin ikisinin veya birisinin aklı noksan olduğu ve iyi ile kötüyü seçemediği için evlâdına bir şey emreder veya yasaklarsa, buna uymamak örf ve adette asilik itaatsizlik sayılmazsa, evlad bu durumda anne babanın isteğini yerine getirmeyebilir ve bundan  dolayı günahkar sayılmaz. Mesela adam, karısını seviyor ve ondan ayrılmak istemiyor, babası veya annesi yahut ikisi de onun karısını boşamasını istiyorlar. Bu istek kadının diyanetinin noksanlığından bile ileri gelse adam, baba ve annesinin isteğine uymaya mecbur değildir.”

“Baba ve annenin diğer emir ve yasakları da böyledir. Yani sırf akıllarının ermemesi ve meseleyi kavrayamama nedeni ile verecekleri emir veya yasak, akıllı adamlara arz edildiği zaman bu noktada baba ve anneye itaat etmemeyi eziyet ve incitmek saymazlarsa, evlât o işte anne babasına uymayabilir.”

Şu halde, baba ve annenin evlâdına karısını boşaması için verecekleri emre uyma zorunluluğu yoktur ve bu emri yerine getirmemekle evlâd, haram bir iş yapmış sayılmaz (Krş. H. Hadiboğlu, Sünen-i İbn Mâce Terecüme ve Şerhi, VI, 24-26; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/420-421; İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 2/486).

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin.

Bazı Merak Edilen Sorular:

HZ PEYGAMBER “EN BÜYÜK CİHAD NEFİSLE YAPILAN CİHATTIR.” DEMİŞ MİDİR?

NEFİS TERBİYESİ NASIL OLUR?

NEFİS İLE ŞEYTAN ARASINDAKİ FARK NEDİR?

BEKÂRLAR NEFİSLERİNİ DİZGİNLEMEK İÇİN ORUÇ TUTABİLİRLER Mİ?

ÖLÜMDEN SONRA CESEDİMİZ ÇÜRÜDÜĞÜNE GÖRE NASIL TEKRAR TOPARLANACAK VE DİRİLECEĞİZ?

Paylaş

Bir yorum yaz