Babilik ve Bahailik nedir?

20
0
Paylaş

Bu kişiler kendi kitapları olan “Kitab-ı Akdes”in Kur’an-ı Kerim’den daha beliğ olduğunu iddia ediyorlar açıklar mısınız?

Değerli kardeşimiz,

Bahailerin Kutsal kitabı olan “Kitab-ı Akdes”in edebi yönünün ve içeriğinin Kur’an-ı Kerim’den üstün olduğunu söyleyenler, bu iddialarını kanıtlamak zorundadır.

– Bu kitap her şeyden önce Arapça değildir. Nasıl Kur’anla karşılaştırılır?

Bunu iddia edenler, Arapça’nın edebiyatını, belagatini bilmeleri şöyle dursun; çok basit bir seviyede Arapça dilini de bilmezler. Eğer biliyorlarsa, Kur’an’dan bir sure ile o kitaptan bir parçayı getirip karşılaştırsınlar, işin uzmanı olan alimlere göstersinler. Tabii ki sonucuna da katlansınlar.

– Önce “Kitab-ı Akdes” denilen eserin bir vahiy kitabı olduğu konusu üç semavi din mensupları tarafından kabul edilmemiştir.

– Bahailik 1800’lerde İran’da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan bir dindir. Bu dinde Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna da inanılır. Bununla beraber, Bahaullah kendisinin son peygamber olduğunu ilan etmiştir. (bk. VİKİPEDİ, Bahailik)

Burada ciddi bir sorun vardır. Hz. Muhammed’in son peygamber olduğu hem Kur’an hem sünnette açıkça ifade edildiği halde, onun peygamber olduğuna inanan bir kimsenin kalkıp “son peygamber benim” demesi, mecnunane bir saçmalıktır.

– Bu dinin iki temel kitabı vardır. Biri: Kitab-ı akdes; diğeri “İkan Kitabı / Kitab-ı İkan”. Bu kitap; Tevrat, İncil ve Kur’an’daki bâzı ayetlerin açıklamasını ve bâzı ilahiyat konularını içeren bir kitaptır. (bk. Vikipedi, a.g.y)

İnsanlık tarihinde iki kitaplı bir “vahiy” asla söz konusu olmamıştır. Üstelik bu ikinci kitap, üç semavi kitaptan da önemli ölçüde alıntı yapmıştır.

Lügat manası itibariyle, nebi, haber manasına olan“nebe” kökünden gelmiş olup, Allah tarafından kendisine nebilik ve bazı İlâhî hükümler haber verilen zat demektir. “Resul” ise, Allah tarafından ilâhî hükümleri tebliğ etmek için gönderilen zat manasınadır.  

-Yaygın kanaate göre,  “resul”, kitab ve şeriat sahibi olduğu halde, “nebi”, kendisinden evvelki peygamberin şeriatına davetle vazifelidir. Buna göre, her resul nebidir, ama her nebi resul değildir. (bk. Razi, Hac, 22/52. ayetin tefsiri)

Alusi de “Nebi, Resul’den daha amm / geneldir. O halde Hz. Peygamber (asm)’in nebilerin sonuncusu olması, resullerin de sonuncusu olmasını gerektirir.” (Alusi, Ahzab:40 ayetin tefsiri) demiştir.

Yani, ilgili ayette eğer “resullerin hatemi / sonuncusu” denilseydi, sadece kitap ve şeriat sahibi olan peygamberlerin hatemi olarak akla gelirdi. Fakat  kullanılan “hatemu’n-nebiyyin = Nebilerin hatemi” ifadesi, hem resulleri hem nebileri içine almaktadır. Çünkü, Hz. Muhammed (asm)’in kitab ve şeriat sahibi olduğu ortadadır. Bunu kimse inkâr edemez. Şayet buradaki nebi kelimesini sadece kitabı olmayanlara özel sayarsak, bu tamamen realiteyle ters düşer. İşte Kur’an-ı Hakîm bu ince noktalar için “nebiler” kelimesini tercih etmiştir. “Bin barekellah!”

– Bununla beraber, bu iki kavramın birbirlerinin yerinde kullanılabileceği yorumu da kabul edilmektedir.

“Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.” (Meryem, 19/54)

mealindeki âyette, Hz. İsmâil hem nebi, hem de Resûl olarak zikredilmiştir. Halbuki Kur’anda Hz. İsmâil’e verilen bir kitap / şeriat adı yoktur. Bu da nebi ve resulün aynı manada kullanıldığını da göstermektedir.

Nitekim, bazı alimler bu ayeti, resul olan bir peygamberin hususi bir şeriat sahibi olmasının gerekli olmadığına delil getirmişlerdir. Çünkü Hz. İbrahim’im oğulları babalarının şeriatına bağlı idiler. (bk. Kadı Beydavî, Ebu’s-Suud, Şevkânî, ilgili ayetin tefsiri)

– Buhari’nin rivahyet ettiğine göre, Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

“Benimle benden önceki peygamberin misali şöyle bir adamın misali gibidir. Bu adam çok güzel bir köşk yapmış, ancak bir köşede bir kerpiç / tuğla yerini boş bırakmıştır. Bu köşkü gezip gören insanlar onu çok severler ve ‘Keşke şu köşedeki boşluğa da bir kerpiç koysaydı.’ derler. İşte ben o son kerpiç misaliyim ve ben son peygamberim.” (Buhari, h. no:3335)

İşte bu ve benzeri daha bir çok sahih  hadis rivayetlerinde, Hz. Peygamber (asm): “kendisinin son peygamber olduğunu” bildirmiştir.

– Sahabeden beri İslam alimlerinin ittifakıyla Ahzab suresinin 40. ayetinde yer alan “hatemu’n-nebiyyin”den maksat, Hz. Muhammed (asm)’in en son peygamber olduğunun ilanıdır. Bütün sahabenin bu konuda ittifak ettikleri şüphe götürmez bir yol olan tevatürle sabittir.  

Ümmetin icma ile ittifak ettiği bu konuda, değişik yorumlarla bu manaya aykırı görüşler belirtenlerin bu hezeyanları, bir küfürdür. Bunu söyleyenler de kâfirdir. (Misal olarak  bk. Gazali, el-İktısad, 1/137; el-Bikai, Nazmu’dürer, 15/367; İbn Aşur, 22/45-46)

– İbn Aşur’un verdiği bilgiye göre, bir cemaat olarak ilk defa yeni bir peygamberin olduğunu söyleyenler Babilik ve Bahailiktir. Bab lakabıyla meşhur olmuş “Seyyid Ali Muhammed” adındaki şahıs, önce Şia’nın dinden çıkan kısmını teşkil eden gulat-ı şia mezhebini benimsemiş, daha sonra fırsatını bulunca kendini peygamber olarak ilan etmiştir. Bu küfründen ötürü idama mahkum edilmiş ve hicri 1266 senedinde, Tebriz’de öldürülmüştür.

Bahailik ise Babiliğin bir devamıdır. Bab, öldürüldükten sonra, onun öğrencisi olan Behaullah (Mirza Huseyn Ali) da İran şahı tarafından Irak’a sürgün edilmiştir. Nihayet o da nübüvvetini ilan etmiş ve bu batıl inanç, çocukları tarafından da dünyanın değişik ülkelerine ihraç edilmiştir.

Bahaullah, Irak’tan Avrupa ve Amerika’ya gitmiş, bir müddet kaldıktan sonra, HİFA’ya dönmüş ve hicri 1340’da orada ölmüştür.

Babilik ve Bahailik mezhepleri birer küfür kaynağı olduğu gibi, onlara tabi olan ve bu hezeyanlarına inanan bir Müslüman da İslam dininden çıkmış bir mürted olarak kabul edilir. Ve hakkında “mürted” muamelesi yapılır… (bk. İbn Aşur, a.g.y)

Selametle…

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin 🙂

Paylaş

Bir yorum yaz