Allah’ın evreni yaratma sebebi olan insan, evrende neden bu kadar az yer kaplıyor?

63
0
Paylaş

Değerli kardeşimiz,

– İnsanın az yer kaplaması, maddi açıdandır, yoksa manevi olarak kainatı içine alan çok nadide bir sanat eseridir. Bir çekirdeğin, bütün ağacı ve özelliklerini içine alması ve küçük bir ağaç olması gibi, insan da kainat ağacını ve kainatın bütün özelliklerini içine alan küçük bir kanattır.

– Bir insanı bütün olarak değerlendirdiğimizde, onun kalbi ona denktir denilebilir. Bunun gibi, büyük bir insan hükmünde olan kainata, o kainatın kalbi hükmünde olan insan da kainata denktir denilebilir.

– Ayrıca çok değerli ve çok kıymetli şeyler az olur. Madenler içinde altın, taşlar içinde elmas azdır. İşte, Allah’ın bu adeti, kainat içindeki insanlar için de geçerlidir.

– Diğer taraftan, insanın evrenin en mükerrem varlığı olması, demek değildir ki, evren yalnız insan için yaratılmıştır. Çünkü, insanı pek az ilgilendiren milyarlarca gezegen vardır. Allah’ın evreni yaratmasının önemli bir maksadı, kendi isim ve sıfatlarının tecellilerini görmek, sonsuz ilim, kudret ve hikmetinin maharetlerini ortaya koyan tezahürlerini göstermektir.

– Bununla beraber, Allah insanoğlu için yeryüzünü bir yaşama mekanı olarak seçmiştir. İnsan evrenin en mükerrem varlığıdır. Bu açıdan insan evrenin bir nevi sebebi gibidir. Çünkü bir ağaçtan maksat meyvedir. Evren ağacının meyvesi de insandır.

Yeryüzü, göklere nispeten küçük bir mekân olmakla beraber, bütün göklere karşı muvazeneye gelmektedir. Nitekim, Kur’an’da sürekli olarak “göklerin ve yerin Rabbi” gibi ve benzeri ifadelerde daima yeryüzü tartının bir kefesine, gökler ise diğer kefesine konulmuştur.

– Kur’an’da ifade edildiği üzere, insanoğlunun topraktan yaratılması, öldükten sonra yine toprağa konulması, daha sonra tekrar topraktan çıkarılması, onun topraktan bir mekân olan yerküresinde yaşamasıyla örtüşmektedir.

– Allah, evrenin bir fihristi, bir küçük örneği olan insanoğlunu, kâinatın bir fihristi ve küçük bir örneği olan yerküresinde ikamet ettirmesi, ontolojik belagat üslubu içinde son derece hikmetli düşmüştür.

Allah’ın, kainatı küçük mikyasta içine alan yerküresini maddi-manevi bakımdan bütün varlıkları küçük mikyasta içine alan insanoğluna ikametgâh yapması Onun kusursuz, israfsız iktisat prensibi yansıtması bakımında da çok manidardır.

– Burada sorunun cevabını özetleyen enfes bir açıklamayı vermek uygun olur diye düşünüyoruz:

“Beşer, şecere-i hilkatin en son cüz’ü olan meyvesidir.

Malûmdur ki, bir şeyin semeresi en uzak, en cemiyetli, en nazik, en ehemmiyetli cüz’üdür.

İşte bunun için, semere-i âlem olan insan en cami’, en bedi’, en âciz, en zayıf ve en lâtif bir mucize-i kudret olduğundan, beşiği ve meskeni olan zemin, âsumana nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber, mânen ve san’aten;

– bütün kâinatın kalbi, merkezi,
– bütün mucizât-ı san’atın meşheri, sergisi
– ve bütün tecelliyât-ı esmâsının mazharı, nokta-i mihrakiyesi
– ve nihayetsiz faaliyet-i Rabbâniyenin mahşeri ve mâkesi
– ve hadsiz hallâkıyet-i İlâhiyenin, hususan nebatat ve hayvanatın kesretli envâ-ı sağîresinde cevâdâne icadın medarı ve çarşısı
– ve pek geniş âhiret âlemlerindeki masnuatın küçük mikyasta nümunegâhı
– ve mensucat-ı ebediyenin sür’atle işleyen destgâhı
– ve menâzır-ı sermediyenin sür’atle değişen taklitgâhı
– ve besâtîn-i daimenin tohumcuklarına sür’atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur.

İşte, arzın (yer küresinin) bu azamet-i mâneviyesinden ve ehemmiyet-i san’aviyesindendir ki, Kur’ân-ı Hakîm, semâvâta nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan arzı, bütün semâvâta denk tutuyor. Onu bir kefede, bütün semâvâtı bir kefede koyuyor; mükerreren رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ (göklerin ve yerin Rabbi) der.” (Nursi, Sözler, s. 177)

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Paylaş

Bir yorum yaz