Ahiret hayatında devreler var mıdır ?

62
0
Paylaş

Değerli kardeşimiz,

Ahiret hayatı on dört devreye ayrılır. Bunlar;

1. Kabir hayatı,                 
2. Sur’a üfürülüş,                        
3. Kıyametin kopması,                
4. Yeniden diriliş,                         
5. Haşir olma,                               
6. Amel defterinin verilmesi,      
7. Hesap,                                       
8. Mizan,
9. Kevser Havuzu,
10. Sırat,
11. Şefaat,
12. A’raf,
13. Cehennem,
14. Cennet.

1. Kabir / Berzah Hayatı

Âyet meali:

“Sonra onu öldürür ve kabre koyar; sonra onu dilediği bir vakitte yeniden diriltir.” (Abese, 80/21-22)

İnsanların dünyadaki ölümlerinden sonra, kıyâmet kopup yeniden diriltilmeleri anına kadar devam eden devreye, kabir hayatı adı verilir. Bu hayata, dünya hayatı ile âhiret hayatı arasında bir geçiş dönemini ifade etmesi nedeni ile “berzah hayatı veya berzah âlemi” de denilmiştir. Berzah, iki şey arasındaki engel, mânia ve perde anlamlarına gelir.

Bir insanın kabir hayatı yaşaması için, onun bedeninin mutlaka mezara konulması gerekmez. Ölen kişi ister mezara konulsun, ister vahşi hayvanlar tarafından yensin, isterse denizde balıklara yem olsun, isterse yakılıp kül olsun, onun ölümü ile kabir hayatı başlar. Kabrin, “makber / kazılmış mezar” manasını çağrıştırması nedeni ile yanlış anlaşılmaları önlemek için, bu hayatı “berzah hayatı” diye ifade etmek belki daha doğru olur.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) bir hadisinde kabir hayatını “âhiret duraklarının ilki” olarak nitelendirmektedir. (Tirmizî, Zühd, 5) 

Yine başka bir hadisinde;

“İnsan öldükten sonra kabre konulunca Münker ve Nekir adında iki melek kendisine gelerek ‘Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir?..’ diye sorular sorarlar. Mü’min bu sorulara rahatça cevap verir. Kâfir ise cevap veremez ve kabir azabı görür.” (bk. Tirmizî, Cenâiz, 70)

 diyerek kıyamete kadar sürüp gidecek olan bu hayatı anlatmıştır.

2. Sûr ve Sûra Üfürülüş

Sûr, kıyâmetin kopuşunu başlatmak ve kıyâmet koptuktan sonra, bütün insanların mahşer yerinde toplanmak üzere dirilmelerini sağlamak için, melek İsrâfil (a.s) tarafından üfürülen bir borudur. Kur’ân âyetlerinin bildirdiğine göre, İsrâfil (a.s) Sûr’a iki defa üfürecektir. İlk üfürüşte, Allah’ın diledikleri hariç, yerde ve göklerde olan her şey dehşetinden sarsılacak ve ölecek ve kıyâmet kopacaktır. İkinci üfürüşte, her şey diriltilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere Rablerine doğru koşacaklardır. Bu konudaki âyetlerden birisini örnek verelim:

“Sûr’a üflenince, insanlar kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.” (Yâsîn, 36/51)

3. Kıyâmetin Kopması

“(İnsan), kıyâmet günü de ne zamanmış, diye sorar. Gözler (dehşetten) kamaştığı, ay tutulduğu, güneş ve ay birleşip (karardığı) zaman. O gün insan, kaçacak yer neresi, diyecek? Hayır o gün kaçılmayacak, sığınacak hiçbir yer olmayacak. O gün herkesin varıp karar kılacağı yer ancak Rabbinin huzurudur.” (Kıyâmet, 75/6-12)

Kıyâmetin iki manası vardır: Bunlardan birincisi, kâinatın düzeninin bozulması, her şeyin alt-üst edilerek yok edilmesi ve dünya hayatının sona ermesidir.

İkincisi ise, ölen insanların yeniden diriltilerek ayağa kalkması ve mahşere doğru yönelmesi anlamlarına gelmektedir. Kıyâmet, birinci anlamında İsrâfil (a.s)’in “Sûr”a birinci üflemesi ile ikinci anlamında ise, ikinci defa üflemesi ile başlayacaktır. Bu durumda kıyâmet, insanların bütünüyle ölmelerini ve yeniden diriltilmelerini kapsayan çok önemli bir hadisedir.     

Kur’ân âyetleri bu durumu haber vermektedir. Bu konu ile ilgili bir âyette Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ey İnsanlar! Rabbinizden sakının. Doğrusu kıyâmet gününün sarsıntısı büyük şeydir. Kıyâmeti gören her emzikli kadın o gün emzirdiğini unutur; her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün, hâlbuki onlar sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah’ın azabının çetin olmasındandır.” (Hac, 22/1-2)

4. Öldükten Sonra Yeniden Diriltilme

İnsanlık tarihi boyunca “ölüm” meselesi, geçmişte bütün insanların zihnini meşgul ettiği gibi, bugün de meşgul etmekte ve öyle görünüyor ki, gelecekte de meşgul edecektir. Çünkü, insanoğlu ebedî yaşama arzusunu taşımakta ve asla ölmek istememektedir. Bununla birlikte, hiç kimse ölüme karşı duramamakta ve herkes ölüm karşısında çaresiz kalmaktadır.

5. Haşr ve Mahşer

“O gün onlar, sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan bir halde ve davetçiye koşarak kabirlerinden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.”(Kamer, 54/7-8)

Haşr, Allah Teâlâ’nın insanları hesaba çekmek üzere, tekrar dirilişten sonra toplanma yerlerine sevk etmesi, bir araya toplaması demektir. İnsanların toplandıkları yere de “mahşer” denilir. Kur’ân-ı Kerîm’de haşr hakkında pek çok âyet vardır. Örnek olarak şu âyeti verebiliriz.

“O gün Allah, onların hepsini haşredecek / toplayacak; sonra meleklere: ‘Size tapanlar bunlar mıydı?’ diyecek.” (Sebe’, 34/40)

6. Amel Defterlerinin Verilmesi

“Her insanın amelini boynuna bağladık. İnsan için kıyâmet gününde açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. (Sonra ona) kitabını oku! Bu gün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter (deriz).” (İsrâ, 17/13-14)

Mahşer meydanına toplanan insanlara, hesaplarının görülmesi için, kendilerinin dünyada iken yaptıkları iyi ya da kötü işlerin kaydedilip yazıldığı, amel defterleri dağıtılır. Bu defterlerin mahiyetleri bizce bilinmemektedir. Şüphesiz onlar dünyadaki bildiğimiz defterlere benzemez. Günümüz teknolojisinin diliyle konuşacak olursak, bunları, görüntü ve ses kaydı yapıp sonra da bu kayıtları seyircilere sunan gizli kameralara benzetebiliriz.

7. Hesap

“Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, anamı, babamı ve (bütün) mü’minleri bağışla.” (İbrâhim, 14/41)

Âhirette insanlar, amel defterlerini aldıktan sonra, Allah Teâlâ bu defterlerdeki kayıtlara göre, onların hesabını görecek, orada kimseye adaletsizlik yapılmayacaktır.

Kur’ân-ı Kerim’de bu konuda çok sayıda âyet vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:

 “Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çarçabuk görendir.”(Mü’min, 40/17)

“Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (İsrâ, 17/14)

Hz. Peygamber (asm)’de hesap gününde insanların şu beş şeyden mutlaka sorguya çekileceklerini haber vermiştir:

1. Ömrünü nerde tükettiğinden,
2. Gençliğini nerede geçirdiğinden,
3. Malını nerede kazandığından,
4. Malını nereye harcadığından,
5. Bildiklerini uygulayıp uygulamadıklarından.

8. Mîzân

“Kıyâmet günü doğru teraziler kurarız. Hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesabı gören olarak biz yeteriz.” (Enbiyâ, 21/47)

Ölçü ve terazi anlamlarına gelen mizan, âhirette hesaptan sonra herkesin amellerini tartmaya yarayan ilâhî adâlet ölçüsüdür. Bununla birlikte, onun mahiyeti ve iç yüzü insanlar tarafından bilinememektedir. Çünkü o, bu dünyadaki terazilere, diğer ölçü ve tartı aletlerinin hiç birine benzemez. Amellerin tartılmasından sonra, tartıda sevapları günahlarından, iyilikleri kötülüklerinden ağır gelenler kurtuluşa erecek, hafif gelenler ise Cehennem’e gidip ceza göreceklerdir. Cehennem’e gidenlerden mü’min olanlar, işledikleri suçun karşılığı olan azabı çektikten sonra Cehennem’den çıkarılıp Cennet’e götürüleceklerdir. 

9. Kevser Irmağı ve Havuzu

“(Ey Muhammed!) Doğrusu biz sana ‘kevser’i verdik.” (Kevser, 108/1)

Kevser, cennet ırmaklarından bir ırmak olup, aynı zamanda bu ırmağın üzerinde bulunduğu ve sularının içine döküldüğü “havuz”un ismidir. Kevser ırmağından akıp gelen sular mahşerde bu havuzda toplanır. Kıyâmet gününde insanlar diriltilip mahşer yerinde toplanıldıklarında, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm)’e kevser havuzu verilecek. Bu havuza ilk erişen Peygamberimiz olacak. O gün oraya erişenler o sudan içecek ve asla bir daha susamayacak. Hadis-i şeriflerde bildirildiği üzere, bu havuzun bir kenarı bir aylık yol olup çok geniştir; suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzeldir; kadehleri de gökteki yıldızlardan daha çoktur. (bk. Buhârî, Rikâk, 53.)

10. Sırât

Sırât, “cehennem üzerine kurularak uzatılmış olan bir köprü veya yol” manasında kullanılır. İnanan ve inanmayan herkes bu köprüden geçecektir.

Hz. Peygamber (asm)’in hadislerinde, mü’minlerin yaptıkları amellerine göre sırat köprüsünden şimşek gibi, bir kısmının rüzgâr gibi, bazılarının ise sürünerek geçeceği, kâfirlerle günahları affolunmayan mü’minlerin buradan Cehennem’e atılacakları bildirilmektedir. Sıratı geçenlerin ise cennete gireceklerdir. (bk. Buhârî, Rikâk, 52.)

 Kur’ân da herkesin cehenneme uğrayacağı beyan edilir:

“İçinizden, oraya (cehenneme) uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz, Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.”(Meryem, 19/71-72)

11. Şefâat:

“Hiçbir şefâatçi yoktur ki, O’nun izni olmadan şefâat debilsin.” (Yunus, 10/3)

Şefâat, âhirette günahı olan mü’minlerin günahlarının affedilmesi, günahı olmayanların ise, daha yüksek derecelere çıkabilmeleri için, Allah’ın izin verdiği peygamberler, âlimler ve şehitlerin, onlar için Allah’a yalvarmaları, duâ etmeleri ve bağışlanmalarını istemeleri demektir.

Kur’ân-ı Kerîm, şefâat konusuna özel bir önem vermekte ve onu tevhid meselesi ile irtibatlandırmaktadır. Bu konudaki Kur’ân âyetlerinin bir kısmı şöyledir:

“O’nun izni olmadan katında şefâat edecek kimmiş?”(Bakara, 2/255)

“Bunlar, O’nun (Allah’ın) rızasına ermiş olandan başka kimseye şefâat etmezler.”(Enbiyâ, 21/28)

12. A’râf

A’râf, cennet ile cehennem arasında bulunan, ayırıcı yüksek hisara ve burca verilen isimdir. Diğer bir ifade ile A’râf, cennet ve cehennem arasında bulunan ve bunları birbirinden ayıran ara bölgedir. A’râf ehlinin kimler olacağı hususunda ihtilaf edilmiş olup, bu konuda iki görüş öne çıkmaktadır.

1. Herhangi bir peygamberin tebliğini duymamış (fetret ehli) olarak ölen insanlarla, küçükken ölen müşrik çocukları.

2. Amelleri iyi ve kötü olma noktasında eşit olan mü’minler. Bunlar Cennet’e girmeden önce Cennetle Cehennem arasında bir müddet bekletileceklerdir.

Kur’ân’da A’râf ehli ile ilgili âyetlerde şöyle buyurulur:

“İki taraf (cennetliklerle cehennemlikler) arasında bir perde ve A’râf üzerinde herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak, cennet ehline ‘Selâm size!’ diye seslenirler. Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce: Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler.”(A’râf, 7/46-47)

Bununla birlikte A’râf, devamlı bir ikamet yeri değildir. Yüce Allah, A’râf ehlini geçici olarak burada bir müddet beklettikten sonra, haklarında hüküm verecek ve lütfu ile bunları da cennete gönderecektir.

13. Cehennem

“De ki: Gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz zâlimler için, duvarları çepeçevre olup onları içine alacak bir ateş hazırlamışızdır. Onlar yardım istediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu ne kötü bir içecek ve cehennem ne kötü bir duraktır.” (Kehf, 18/29)

“Suçlular cehenneme vardıklarında, cehennem onlara büyük kıvılcımlar saçar.”(Mürselât, 77/32-33)

“Uzaktan gözüktüğünde onun kaynaması ve uğultusu işitilir.”(Furkân, 25/12)

Cehennem, âhirette kâfirlerin sürekli olarak, günahkâr mü’minlerin de günahları ölçüsünde cezalandırılmak üzere geçici olarak kalacakları azap yurdudur.

Kur’ân’da cehennem’le ilgili âyetlerin tümüne baktığımızda, bunların manalarından özetle şunu anlamaktayız: Cehennemin esasını ateş azabı teşkil etmekle birlikte, aklımıza gelen ve gelmeyen, insanın bütün duygularını etkileyen maddî ve manevî her türlü elem, acı, azap ve işkencenin bulunduğu çok geniş bir azap yurdudur.

Kâfirler, cehennemde ebedî olarak kalacaklar ve asla oradan çıkamayacaklardır. Günahkâr mü’minler gelince onlar, günahları miktarınca cezalarını çektikten sonra, buradan çıkarılıp cennete götürüleceklerdir.

Âhiret hayatının her devresinde olduğu gibi, cehennem azabını da ruh, bedenle birlikte çekecektir. Ancak, cehennem hayatında sözü edilen acı, ıstırap, azap, işkence, ateş vb. şeyler, bu dünyadakilere benzetilemez. Bunların iç yüzünü ve mahiyetini ancak Allah bilir; insanların bu dünyada iken bunları bilmeleri mümkün değildir.

14. Cennet

“İnananlar ve salih amel / yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, bu, daha önce de rızıklandığımızdır, derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada temelli kalırlar.” (Bakara, 2/25)

Cennet, çeşitli nimetlerle bezenmiş olan ve mü’minlerin içinde ebedî olarak kalacakları âhiret yurduna denir.

Kur’ân-ı Kerîm’i incelediğimiz zaman onun cenneti ve cennetlikleri şu şekilde tasvir ettiğini görürüz:

Cennet, genişliği göklerle yer kadar olan, yakıcı sıcağın ve dondurucu soğuğun olmadığı bir yerdir. Temiz su, tadı bozulmayan süt ve süzme bal ırmaklarının yer aldığı cennette, suyu zencefille kokulandırılmış tatlı su pınarı ve sonunda misk kokusu bırakan bir içecek de vardır. Cennet şarabı baş ağrıtmayan, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden ve bembeyaz bir kaynaktan çıkan bir içecektir. İçildiği zaman sarhoş etmediği gibi, ne baş dönmesi yapar, ne günah işlemeye iter ve ne de saçmalatır. Cennette türlü türlü meyveler, hurmalıklar, nar ağaçları, bağlar, dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları ve çeşit çeşit kuş etleri bulunur. (Âl-i İmrân, 3/133; İnsan, 76/13, 18; Muhammed, 47/15; Mutaffifîn, 83/25-26; Sâffât, 37/45-47; Vâkıa, 56/21, 28-29; Tûr, 52/23; Rahmân, 55/68; Nebe’, 78/32.)

Cennetliklerin elbiseleri ince ve kalın halis ipektendir; süsleri altındandır, evleri güzeldir, onlara hizmet etmek için ölümsüz gençler dolaşırlar, bu gençler; güzelliklerinden dolayı saçılmış birer inci sanılırlar; bunlar altın kadeh ve tepsiler dolaştırırlar. Cennetliklerin canlarının istediği ve gözlerinin gördüğü her şey orada hazır bulunur. Onlara altlarından ırmaklar akan üst üste bina edilmiş köşkler vardır. Onlar için pek çok özelliklerle nitelenmiş tertemiz eşler bulunmaktadır. Cennetliklerin hem kendileri hem de eşleri cennetin gölgelerinde tahtları üzerine kurulup yaslanırlar. Kalplerindeki kin, Allah tarafından sökülüp atılmış olan cennetlikler, kardeşler halinde, karşı karşıya tahtları üzerinde otururlar. Onlara, burada hiçbir yorgunluk ve zahmet yoktur. Onlar orada boş ve yalan söz işitmezler. (Kehf, 18/21, 31; İnsan, 76/19, 21; Hac, 22/23; Fâtır, 35/33; Tevbe, 9/72; Zuhruf, 43/71; Zümer, 39/20; Bakara, 2/25; Vâkıa, 56/35-38; Sâffât, 37/48-49; Nebe’, 78/33, 35; Yâsîn, 36/56; Hicr, 15/47.)

Şüphesiz cennetteki nimetlerin en büyüğü, Allah’ın rızasını kazanmak ve Allah’ı görmektir. Bu konuda Kur’ân’da şöyle buyrulmuştur:

“…Allah’ın rızası ise hepsinden (bütün cennet nimetlerinden) daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur.” (Tevbe, 9/72) 

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin 🙂

Paylaş

Bir yorum yaz