Başkaları için özveride bulunma anlamında Kur’an’da geçen bu özelliğe “îsâr” denir. Kendi ihtiyacın varsa bile, başkasına fedakarlık veya yardım etmek manasındaki ayetin meali şöyledir:

“Daha önceden Medine’yi yurt edinip imanı kalplerine yerleştiren­ler, hicret edip kendilerine gelen müminleri severler. Onlara verilen gani­met mallarından dolayı içlerinde hiçbir rahatsızlık hissetmezler. İhtiyaç içinde olsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. Nefsinin cimriliğinden korunmuş kimseler, işle onlar, kurtuluşa erenlerdir.” (Haşr, 59/9)

Bir ayetin ve ayetler grubunun nazil olmasına neden olan olay veya olaylar vardır. Bu ayetin inme sebepleri anlamında “esbab-ı nüzul” denilir.

Bu ayetin inmesine neden olan olaylarla ilgili bazı rivayetler vardır. Bunlardan ikisi şöyledir:

a) İbn Abbas (ra)’dan rivayet olunduğuna göre, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam Mekke’den hicret eden Muhacirlere sahip çıkan Medineli Ensara şöyle demiştir:

“Eğer isterseniz, evlerinizden ve mallarınızdan muhacirlere bir pay verebilirsiniz. Ben de size ganimette, onlara verdiğim gibi, bir pay veririm. Yok eğer istemezseniz ganimet (fey) onların olur, evleriniz ve mallarınız size kalır.”

Onlar da, “Hayır, bilakis biz onlara, hem evlerimizden ve mallarımızdan vereceğiz, hem de feyde onlara ortak olmayacağız” demişlerdir. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk bu ayeti indirmiş ve böylece, Ensarın Muhaciri kendilerine tercih edişlerinin, mal konusunda zenginliklerinden dolayı olmadığını, aksine kendileri de ihtiyaç ve fakirlik içinde oldukları halde bu fedakârlığı gösterdiklerini beyan etmiştir. (Razi, Mefatih, ilgili ayetin tefsiri)

b) Ebu Hureyre (ra.)’den rivayet olunduğuna göre, bir adam Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselama gelerek: Ben açım, bittim, dedi.

Allah’ın Resûlü hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şey göndermesini istedi. O da: “Seni peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok.” dedi. Hz. Peygamber bir başka hanımından yiyecek bir şeyler istedi. O da aynı cevabı verdi.

Daha sonra Resûl-i Ekrem’in öteki hanımları da: “Seni peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok.” diye haber gönderince, Resûl-i Ekrem (asm) ashabına dönerek: “Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu.

Ensardan biri: Ben misafir ederim, yâ Resûlallah, diyerek o yoksulu alıp evine götürdü.

Eve varınca karısına: “Resûlullah’ın misafirini ağırla.” dedi.

Bir başka rivayete göre karısına: “Evde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu.

Hanımı: “Hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var.” dedi.

Sahâbî: “Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım.” dedi.

Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da aç yattılar.

Sabahleyin o sahâbî Peygamber aleyhissalatü vesselamın yanına gitti. Onu gören Resûl-i Ekrem aleyhissalatü vesselam şöyle buyurdu:

“Bu gece misafirinize yaptıklarınızdan Allah Teâlâ memnun oldu.” (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 10, Tefsîru sûre (59), 6; Müslim, Eşribe 172)

Bu ayetin, işte bu olay üzerine nazil olduğu rivayet edilir. (Taberi, Tefsir, ilgili ayetin tefsiri)

Bu ayetin inme nedeniyle ilgili başka rivayetler ve olaylar da olabilir. Zira bir ayetin inme nedeni birden çok olabilir.

Sözlükte “bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma, tercih etme” manasına gelen “îsâr”, ahlâk terimi olarak “bir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile, sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması” demektir.

Cürcânî îsârı, “kişinin başkasının yarar ve çıkarını kendi çıkarına tercih etmesi veya bir zarardan öncelikle onu koruması” şeklinde tarif ederek, bu anlayışın din kardeşliğinin en ileri derecesi olduğunu belirtir.

Bu âyet münasebetiyle îsâr kavramı tefsirlerde, “âhiret saadetini elde etme arzusuyla başkasının iyiliğini ve mutluluğunu kendine ve kendi zevklerine tercih etmek, başkasının ihtiyacını kendi ihtiyaçlarından daha önde tutmak” şeklinde açıklanıp bir cömertlik derecesi olarak gösterilmektedir. (İbn Kesîr, Şevkânî ilgili ayetin tefsiri)

Kaynaklarda cömertliğin sehâ, cûd ve îsâr olarak başlıca üç derecesi bulunduğu belirtilir.

Buna göre bir kimsenin elindeki imkânların en çok yarısını başkasına ikram etmesine sehâ (sehâvet), çoğunu vermesine cûd, imkânlarının tamamını başkaları için kullanmasına da îsâr denir. (Kuşeyrî, er-Risâle, II, 502)

Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Peygamber (asm)’in çok yüce bir ahlâka sahip olduğu bildirildiğine göre îsâr aynı zamanda Resûlullah’ın ahlâkının da bir unsurudur.

Diğer erdemli davranışlarda olduğu gibi îsârın da belirtilen ahlâkî değeri kazanabilmesi için maddî veya manevî bir karşılık beklenmeden sırf Allah rızası ve insan sevgisinden dolayı yapılması gerekir. Çünkü iyilik karşılığında teşekkür veya övgü bekleyen kişi cömertlik değil alışveriş yapmış sayılır. (Gazzali, İhya, III, 260)

Kaynaklarda, bir kimsenin sıkıntı içinde bulunmasına rağmen imkânlarını başkası için kullanıp nefsini mahrum bırakmasının caiz olup olmadığı hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.

Çoğunluğun benimsediği görüşe göre mahrumiyet ve sıkıntıya sabredebilenler için îsâr, halinden şikâyet edecek veya başkasına el açabilecek yapıda olanlar için malına sahip olmak (imsak) daha hayırlıdır. (Kurtubî, ilgili ayetin tefsiri)

Nitekim Hz. Peygamber (asm), bir kimsenin elindeki imkânların tamamını muhtaçlara verip sonra da başkalarından yardım istemesini kınamıştır. (Dârimî, Zekât, 25)

Ayrıca bir Müslümanın malının üçte birinden fazlasını vasiyet etmesini yasaklayan hüküm dikkate alınarak (Buhârî, Vesaya, 3) aile fertlerini maddî sıkıntıyla karşı karşıya bırakacak derecede tasaddukta bulunmanın doğru olmadığı sonucuna varılabilir.

Resûl-i Ekrem konuyla ilgili hadislerinin birinde şöyle demiştir:

“Arkanda zengin vârisler bırakman, onları insanların elindekine göz dikecek derecede yoksul bırakmandan daha iyidir. Eşinin ağzına verdiğin bir lokma dahil olmak üzere iyilik olarak yaptığın her harcama sadakadır.” (Buhârî, Vesaya, 2; Müslim, Vesaya, 5, 8)

Îsâr kavramı genellikle malî fedakârlıklar için kullanılmakla birlikte bazı kaynaklarda “can ile îsâr”dan, yani kişinin sevdiği bir kimse için kendi rahatını, huzurunu, hatta hayatını feda etmeyi göze almasından da söz edilmekte ve bunun malla îsârdan daha faziletli olduğu belirtilmektedir.

Bundan dolayı tasavvufta sevgi kısaca îsâr olarak da tanımlanır. Çünkü en yüksek derecede sevgi, seven kişinin gerektiğinde sevdiği için canını feda etmeyi göze almasını sağlar.

Uhud Gazvesi’nde İslâm ordusunun geçici olarak bozguna uğradığı sırada bazı müminlerin Hz. Peygamber (asm)’in hayatını korumak için kendi hayatlarını ortaya koymaları da can ile îsâr için örnek gösterilir.

Bu arada Ebû Talha adlı sahâbînin kendini Resûlullah’a siper etmesi ve onu korurken yaralanması, özverinin en güzel örneklerinden biri olarak anılır. (bk. Müsned, III, 265, 286; Buhârî, Cihâd, 80)

Kaynak: Sorularla İslamiyet 

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin.

Bazı Merak Edilen Sorular:

GÜNAHI BAŞKASINA ANLATMAK AFFA MANİ OLUR MU?

HZ. EBU BEKİR’İN BU SÖZÜ İSYAN MIDIR: “YA RAB! BENİM VÜCUDUMU ÖYLE BÜYÜT Kİ CEHENNEMİ DOLDURSUN DA BAŞKASINA YER KALMASIN.”

MÜSLÜMAN OLMAYAN BİR ÜLKEDEN İŞSİZLİK ÜCRETİ ALABİLİR MİYİZ?

“HİÇ KAN AKITMADAN BİR BÜYÜK ŞEHİR VEYA ÜLKE MÜSLÜMAN OLACAKTIR.” DİYE BİR ALAMET VAR MIDIR? İSTANBUL’UN VE ROMA’NIN FETHEDİLECEĞİ BİLDİRİLİYOR MU?

YABANCI ÜLKELERDE YAŞAYAN MÜSLÜMANLAR İÇİN GAYRİ MÜSLİMLERLE OLAN MÜNASEBETLERİNDE KUL HAKKI MEYDANA GELİR Mİ?