Çeşitli rivayetlerde, Hz. Ali (ra)’ın kendisini öldürecek katilini çok iyi bildiğini, hatta kendisine: “Neden onu öldürmüyorsun?” diyenlere; “Ben nasıl beni öldürecek olan birini öldürebilirim?” diyerek cevap verdiğini kaynaklardan öğrenmekteyiz.

Bu hususu “Eğer gaip perdesi açılsa, benim imanım daha fazla artmaz.” diyen Hz. Ali (ra)’nin imanını baz alarak değerlendirmek gerekir. Böyle bir imanın şuur mertebesi, her şeyi Allah’tan bilir, zalimlerin zulmü içerisinde kaderin de güzel hükmünü görür ve teslimiyetle, rıza ile karşılar. Bir terhis tezkeresi olarak telakki edenler için ölüm, bir korku ve endişe kaynağı olamaz.

Cennetle müjdelenmiş Hz. Ali (ra)’ın haksız yere öldürüleceğini bilmesi, bu müjdeyi pekiştiren diğer bir gerçeğin sinyali olarak algılanmıştır.
İman, İslam, ihsan, tevekkül ve teslimiyetin ucunda, tedbirini aldıktan sonra kadere rıza vardır. Allah’tan gelen her şeyi hoş karşılama vardır.

Hz. Osman (ra) zamanında çıkan fitne ateşi Dört büyük halifenin sonuncusu olan Hz. Ali (ra) zamanında da devam etti. Bunun için beş sene süren hilafeti zamanında sükun ve huzur bulamadı.

Zamanındaki fitne ocağı olan Haricilerle savaşmış ve hepsini de perişan etmişti. Bunlardan, kin ve intikam ateşiyle dolu olanlar, zaman zaman bir araya gelerek, nasıl intikam alacaklarını planlıyorlardı. Sonunda; Hz. Ali, Hz. Muaviye ve Hz. Amr bin Âs’ı öldürmeye karar verdiler. Hz. Ali’yi, Abdurrahman bin Mülcem öldürecekti.

İbnü Mülcem, Hz. Ali (ra)’i kollamaya başladı. Bir gün sabah namazından önce Halifenin geçeceği yola pusuya yattı. Hz. Ali’nin geldiğini görünce İbni Mülcem âniden arkadan üzerine atılarak zehirli kılıcını indirdi.

Hz. Ali (ra) ağır yaralıydı. Durmadan kan kaybediyordu. O vaziyette iken bile yanındakilere dönerek, camiye gidip sabah namazını kılmalarını, vakti geçirmemelerini söyledi. Namazı kıldırmak için de yerine vekil tayin etti.

Oğlu Hz. Hasan (ra)’ı yanına çağırarak şöyle buyurdu:
“Bunun yemeğini yedirip istirahatini de temin edin. Eğer yaşayacak olursam ya affederim veya cezasını veririm. Eğer ölürsem, cezasını verin, fakat aslâ haddi tecavüz ederek Müslümanların kanlarına girmeyiniz. Zira Allah haddi tecavüz edenleri sevmez.”
Kendisine, “Yâ Emire’l mü’minin, şayet size bir hâl olursa oğlun Hasan’ı halife saçelim mi?” diye sordular. “Ben bu hususta sizlere ne emrederim ve ne de nehyederim. Siz işinizi daha iyi bilirsiniz. Resûl-i Ekrem’in bu meseleyi bıraktığı gibi ben de bırakacağım.” buyurdu.

Durumu gittikçe ağırlaşıyordu. Devamlı olarak kelime-i tevhid ile âyet-i kerimeler okuyordu. Bir ara yanına oğulları Hz. Hasan (ra) ile Hz. Hüseyin (ra)’i çağırdı. Onlara şu şekilde nasihatta bulundu:
“Evlâtlarım! Sizlere Allah’a karşı müttaki olmanızı vasiyet ederim. Daimâ doğru söyleyin ve yetimlere acıyın. Âhiret için iyi ameller işleyerek sıkıntıya düşenlerin imdâdına koşun. Zâlimin hasmı olup mazluma daimâ yardım edin. Allah’ın kitabı ile amel edin ve Allah yolunda olmaktan sizi hiçbir şey alıkoymasın.”
Bu nasihatlerden sonra Hz. Ali (ra) âyet-i kerimeler okumağa başladı. Vefatında, son sözü “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah.” oldu.

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin.

Bazı Merak Edilen Sorular:

HASTANEDE OLAN DOĞUMDA ERKEK DOKTOR DOĞUM YAPTIRABİLİR Mİ?

LEASİNG/FİNANSAL KİRALAMA CAİZ MİDİR? LEASİNG, BANKAYLA KULLANICI ARASINDA TİCARET SAYILIR MI?

NAMAZDAN SONRA EDEBİLECEĞİM GÜZEL BİR DUA ÖRNEĞİ VEREBİLİR MİSİNİZ; ARAPÇA YA DA TÜRKÇE FARK ETMEZ?..

TRAFİK KAZASINDA BİRİNİN ÖLÜMÜNE SEBEP OLSAK NE YAPMALIYIZ?

ALLAH’IN BİZDEN RAZI OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ?