Artık cariye falan yok. İslam bu uygulamanın zaman içinde yok olmasını hedeflemiş idi, sonunda bu hedefe ulaşıldı.

Çeçmişte olan köle ve cariye ile ilgili hükümleri sormanın ve bunun dillerde dolaşmasının zararlı olduğunu düşünüyoruz.

Bununla beraber, ayetlerin manası sorulduğu için, birkaç madde halinde kısaca cevap vermeyi uygun görüyoruz.

1) Nikah akdi, ikisi de hür olan (bu sebeple vücutlarına da malik bulunan) bir erkekle bir kadının, karşılıklı olarak bir aile kurma ve cinsî yönden birbirinden yararlanma konulu -şartlarına uyarak yaptıkları- bir sözleşmeden ibarettir. Cariyeye sahip olmayı sağlayan akit ve tasarruf da (satın alma, miras, ganimet veya bağış yoluyla elde etme…) bir hukuki işlemdir ve bu hukuki işlem, sahibi ile cariye arasında karı-koca gibi yaşama hakkını da vermekte, nikah akdinden daha güçlü ve kapsamlı olarak onun yerine de geçmektedir.

2) Zerre miktar aklı ve insafı bulunan bir kimsenin, bu iki farklı yorumlardan soruda geçen yorumu tercih edeceğini düşünmek gerçekten akıl ve mantıktan istifa etmesi gerekir.

Çünkü 15 asırdan beri çoğu aslen Arap olan veya Arapçayı çok iyi bilen milyonlarca İslam alimlerinin anlayamadığı Kur’an’ın sözlerini 15 asır sonra ve aslen Arap olmayan ve Arapçası da çok iyi olmayan bir kimsenin anladığını düşünmek gerçekten akla ziyandır.

Böyle kimseler, Kur’an-ı Kerim’in; “Kim, Peygambere karşı çıkar ve kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” (Nisa, 4/115) tehdidinden de hissedar olurlar.

Ayrıca rivayetlere göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Allah bu ümmeti (veya Muhammed’in ümmetini) dalalette (yanlış üzerinde) birleştirmez. Allah’ın eli cemaatin üzerinedir. Cemaatten ayrılan ateşe ayrılmış olur.” (bk. Tirmizi, Fiten, 7)

Tirmizi’ye göre, “Allah’ın eli cemaatin üzerinedir.” manasına gelen hadisin ifadesinde geçen “cemaat”ten maksat, İslam alimleri, fakih ve muhaddislerdir. (a.g.y)

“Ümmetim dalalet üzerine birleşmez.  Öyleyse bir konuda ihtilaf olduğunu gördüğünüzde sevad-ı azama (büyük çoğunluğa) tâbi olun.” (İbn Mace, Fiten, 8)

3) Konunun tartışma merkezinde yer alan kelimelerden / ifadelerden biri “Fenkihû”, biri “Fe Vahideten” diğeri ise, “Ev ma meleket eymanüküm”

Bu hususun ifade edildiği ayet, Nisa suresi 3. ayettir:

وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تُقْسِطُواْ فِي الْيَتَامَى فَانكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُواْ فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلاَّ تَعُولُواْ

Eğer (evlenme çağına gelmiş) o yetimlere karşı hakka uygun davranamamaktan korkarsanız, onları değil, hoşunuza giden başka kadınları, iki, üç ve dörde kadar nikâhlayın. Aralarında adaleti yerine getirememekten korkarsanız bir tek kadını veya hakimiyetiniz altında olanı (cariyeyi) nikahlayın. Sıkıntıya düşmemeniz için en uygun olanı budur. (Nisâ 4/3)

– Burada ilk önce “فَانكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ” ifadesine bakalım:

“(Eğer yetim kızları aldığınız takdirde adalete / hakka uygun davranamamaktan korkarsanız) hoşunuza giden (başka) kadınları, iki, üç ve dörde kadar nikâhlayın” ifadesinin başında yer alan “fenkihû/nikalayın” şeklindeki emrin hedefinde olan (fiilin mefûlü) “Mâ” kelimesidir.

Burada “Men” manasında olan “Mâ” kelimesi, geniş manası sebebiyle kullanılmıştır. Yani: “Yetim kadınlar dışında kalan kadınlardan hoşunuza giden -ve tabii ki- nikahınız düşen kadınlardan iki, üç ve dört tanesini nikahlayabilirsiniz.”

Demek ki, buradaki nikahlama emri, -cahiliye döneminde adeta sınırsız kadınlarla evlenmeyi öngören adetini- ortadan kaldırıp en fazla dört kadınla sınırlandırmaya yöneliktir.

4) فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُواْ فَوَاحِدَةً / “Eğer adalet yapmamaktan korkarsanız, bir ile iktifa edin”.

İtiraz edenlere göre bu meal doğru değildir. Güya yetinmek/iktifa etmek manası ayette olmadığı halde bunu uydurmuşlardır.

Oysa, onlarca tefsir kaynağında şu hususa dikkat çekilmiştir: فَوَاحِدَةً (fe vahideten) kelimesi kıraat ilminde, sonu üstün veya ötre olarak iki şekilde okunmuştur.

Üstün şeklindeki manası: “bir taneyi seçin, bir taneyi tercih edin” şeklinde olur.

Eğer ötre okunursa, manası: “bir tane size yeter, bir tane ile yetinin” şeklinde olur. (Misal olarak bk. Zemahşeri / Keşşaf; Ebu’s-Suud; Şevkâni; ed-Durru’l-masun, ilgili ayetin tefsiri)

Bazı alimlere göre manası “bir taneyi nikahlayın” şeklindedir. (bk. Rağıb, ilgili ayetin tefsiri)

Şevkani, açık bir izahta bulunur ve şöyle der:

“Ev Mâ meleket eymanuküm” cümlesi “Vahideten” kelimesine atıftır. Yani: “(Eğer adalet yapmamaktan korkarsanız, yalnız bir taneyi nikahlayın yahut da mülkül-yemin ile sahip olduğunuz cariyeleri nikahlayın. Ancak, cariyeleri nikahlamaktan maksat, gerçek nikah yoluyla değil, mülkül-yemin yoluyla onlarla evlenmektir.” (bk. Şevkani, ilgili yer)

Kaynak: Sorularla İslamiyet

Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin.

Bazı Merak Edilen Sorular:

CARİYE İLE İZİNSİZ İLİŞKİYE GİRMEK GÜNAH OLMAZSA, RAZI OLMADIĞI İÇİN BUNDAN ACI DUYMASI, ZULMETMEYİN EMRİNE AYKIRI OLMAZ MI?

SAHABELER SÜNNET OLMUŞLAR MIDIR?

SAHABELER ARASINDA GEÇEN SAVAŞLARI NASIL DEĞERLENDİRMEK GEREKİR? CEMEL VAKASINDA ÖLEN SAHABELERİN DURUMU NEDİR?

İSLAM’DA KADININ YERİ NEDİR? İSLAMİYET KADINA DEĞER VERİYOR MU YOKSA -HAŞA- BİR KÖLE GİBİ Mİ DAVRANILIYOR?

NİSA SURESİ 34. AYETTE GEÇEN “DÖVÜN” İFADESİNİ NASIL AÇIKLIYORSUNUZ?