Değerli kardeşim,
Konuyla ilgili bir âyet meali şöyledir:
“Bedevîler ‘inandık’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama ‘İslâm olduk.’ deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Hucurat, 49/14)
Medine civarında Beni Esed İbn-i Huzeyme kabilesi ganimet hevesiyle Müslümanlığa girmişlerdi, rivâyet olunduğuna göre bir kıtlık senesi Medine’ye gelmişler ve iki kelime-i şehadeti söylemişlerdi. Peygamber’e karşı: “Biz filan oğulları ve filan oğulları gibi sana savaş açmadık, ağırlık ve ailelerimizle geldik.” diyorlar, sadaka gözetiyorlardı ve yaptıklarını Peygambere bağışlatmak istiyorlardı, bu indi. De ki: Siz iman etmediniz. Çünkü iman, yalnız dil ile ikrardan ibaret değil, yürekten sevgi ile güven ve inançla kesin bir şekilde tasdik olması gerekir. Bu ise anlatılacağı üzere henüz ortaya çıkmadı, yoksa Müslüman olduk diye peygamberi minnettar etmeye kalkışılmazdı. Ve fakat henüz iman kalplerinize girmemiş olduğu halde İslâm’a geldik, deyin, yani Müslümanlığa karar verdik, sulha girdik deyin, böyle derseniz yalan söylememiş olursunuz. Çünkü harbin zıddı olan sulha girmek ve bağlanmak mânâsına İslâm, savaşı terkedip de görünüşte karar vermekle oluşabilir. Halbuki kalpte sağlam tasdik olmadan iman ettik demek yalan olur. Burada sözün gelişi “iman ettik”, demeyin ve fakat “İslâm olduk” deyin, veya “siz iman etmediniz ve fakat İslâm’a girdiniz” denilmektir. Fakat birincisi imanı söylemekten açıkça yasaklama şeklinde olacağı, ikincisi de Şer’an itibarının şartı olan iman, istenildiği halde İslâmlarına kesin karar ifade edeceği için bunlardan sakınmak üzere nazmın üslubu bu nazik şekle dökülmüştür.
Fahreddin Razî burada “Mümin ile Müslim Ehl-i sünnete göre birdir. Nasıl olup da burada bu fark anlaşılabiliyor?” diye sorarak buna şöyle bir cevap verir:
“Genel ile özelin farkı vardır. İman ancak kalp ile olur. Bazan onunla beraber lisan ile olur. İslâm ise daha geneldir, fakat özel şeklinde genel ile özel birleşmiş olur.”
Ragıb da Müfredat’ında şöyle der:
“İslâm şeriatta iki kısımdır. Birisi imanın altındadır ki bu dil ile ikrardır. Bununla kan korunmuş olunur. Beraberinde itikat gerek olsun gerek olmasın
“O A’râbiler inandık, dediler, de ki: Siz iman etmediniz fakat İslâm’a geldik, deyin.”
âyetinde bu mânâ kastedilmiştir. Birisi de imanın üstündedir ki bunda dil ile ifade ile beraber hem kalben iman, hem vefa hem de Allah Teâlâ’ya bütün kaza ve kaderinde teslimiyet vardır.
Nitekim İbrahim (a.s.) hakkında “Rabbi ona: “İslâm ol” dediği anda, “Âlemlerin Rabbına teslim oldum.” dedi. (Bakara, 2/131) buyurulması böyledir. Bunun gibi
“Allah nezdinde hak din ancak İslâm’dır.” (Âl-i İmran, 3/19) âyeti ve “Beni Müslüman olarak öldür.” (Yusuf ,12/101)
âyeti de bu mânâyadır. Beni rızana teslim olan kullarından eyle, demektir. Şeytanın bağlamasından güvenli kıl mânâsına olması da caizdir.
Kaynak: Sorularla İslamiyet
Ayrıca aklına takılan sorular veya merak ettiklerin için Sözler Köşkü YouTube kanalımıza göz atabilirsin 🙂
Bazı Merak Edilenler:
BİR MÜSLÜMANIN ELİYLE VÜCUDUNA HAÇ ÇİZMESİ DİNDEN ÇIKARIR MI?
NASIL GÜZEL BİR MÜSLÜMAN OLURUM?
MÜSLÜMAN OLMAYAN DİĞER DİNLERİN TABİLERİ CENNETE GİREBİLİR Mİ?
MÜSLÜMAN OLMAYANLARA DUA EDİLİR Mİ?
BİR MÜSLÜMANIN BAŞKA BİR MÜSLÜMANI KORKUTMASI GÜNAH MI ?
Yorumlar (0)